top of page

TARİHE KARA BİR LEKE: MADIMAK KATLİAMI/Emre Koçdemir

Güncelleme tarihi: 2 Eyl 2020

Cumhuriyet tarihimizde farklı düşüncelere, farklı inançlara, farklı mezheplere yapılan saldırılar dur durak bilmemiştir. Bunlardan en kanlısı ve insanlık onurunu rencide edeni ise 02.07.1993 tarihinde meydana gelen Sivas Katliamıdır. Bu öyle bir katliamdır ki 1993’ten beri yağan hiçbir yağmur Madımakla beraber gönlümüze düşen ateşi söndürmeye yetmemiştir, öyle bir katliamdır ki yapılan hiçbir temizlik köhneleşen insanlık onurunu temizlemeye yetmemiştir.

Otel ile beraber tüm insanlığı yakan, kandan beslenen, gözü dönmüş bu kitleyi harekete geçiren sebepler nelerdi? Katliamın önlemesi için kolluk tarafından gerekli önlem alındı mı? Suçlular kamu vicdanını rahatlatacak şekilde cezalandırıldı mı? Bütün bu sorulara yazımda genişçe yer vereceğim.

Selman Rüşdi tarafından yazılan “Şeytan Ayetleri” adlı kitap, İslam’a yönelik hakaretler içerdiği gerekçesiyle İslam ülkelerinde büyük bir infial yaratmıştı. Öyle ki 15 Şubat 1989 tarihinde İran’ın dini lideri Humeyni bu kitabi kafirlik propagandası olarak suçlamış ve yazar Selman Rüşdi’nin başına ödül konularak ölüm fetvası verilmiştir. İslam ülkelerinin aksine İngiltere ise yazara “şövalye” unvanı vererek İslam dünyasında bu kitaba karşı olan öfkenin artmasına sebep olmuştur.[1] Bu kitaba ülkemizde de tepkiler çok büyük olmuştur. Hükümet kararnamesiyle bu kitabın satılması yasaklanmıştır. Aziz Nesin ise Aydınlık gazetesinde bu kitabın Türkçeye çevrilmesi gerekliliğini belirtmiş, bunu çeşitli fikirleriyle açıklamıştır. Ancak Müslüman halk bir kere tahrik olmuştu. Artık Aziz Nesin ülkede istenmeyen kişi olmuştu bile. Madımak katliamının savunucularının en büyük tezi işte “Şeytan Ayetleri” kitabıydı. Bu kitap katliama çağrı niteliğindeki bildirgelerde halkı kışkırtacak en büyük koz olarak kullanılıyordu.

Tarih 30.06.1993 Çarşamba... Sivas ilinde bir gün sonra başlayacak olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri için hazırlıklar yapılıyordu. Katılımcılar şehre gelmişler, Madımak Oteline yerleşmişlerdi. Şehirde ise 2 gün sonra yapılacak katliamın bildirgeleri dağıtılmaya başlanmıştı. Bu bildirgelerde yer alan çarpıcı birkaç söz şöyledir: “Gün, peygamber ailesine çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür, gün Müslümanlığın gereklerini yerine getirme günüdür.” Bu bildirgelerle zaten tahrik olan halk durdurulamayacak hale getirilmişti. Bildirgeler 1 Haziranda başlayacak olan etkinliğe yöneltilecek tepki için kitle kazanma görevini başarıyla gerçekleştirmişti.

[1] (Lucas, 2007, s. https://www.dw.com/tr/salman-r%C3%BC%C5%9Fdi-krizi-b%C3%BCy%C3%BCyor/a-2616326)


1 Temmuz Perşembe sabahı Aziz Nesin okuyucuları için kitaplarını imzalarken Türkiye gazetesi muhabiri kendisiyle röportaj yapmak için yanına gelmişti. Konu Allah’ın ayetlerine gelince Aziz Nesin “Ben bu ayetlere inanmıyorum, inanmak için aklımı kaybetmem gerekir” demiştir. Bunun üzerine orada bulunan bir kişi Aziz Nesin’e sözlü olarak sataşmaya başlamıştır.

Neyse ki tepkiler büyümeden sataşmada bulunan kişi dışarı çıkarılmış ve fiziki bir saldırının önüne geçilmiştir.

Bir gün önce gerçekleştirilen röportajda fiziki saldırının önüne geçilmiş olsa da sırada savuşturulması en zor olan saldırı -medya saldırısı- vardı. Aziz Nesin’in yapmış olduğu röportaj kendisine pahalıya mal olmuştu. Gazeteler, basın hürriyeti sınırlarını aşarak gerçeklikten uzak yazılara yer vermişlerdi. Artık tek amaç Aziz Nesin’e karşı halkın tepkisini kazanmaktı ve bunun için her yol mübahtı. İki gazete bu konuda çok başarılı olmuşlardı. Hakikat gazetesi “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar.” “Aziz Nesin, Sivas’a hangi amaçla kim tarafından getirildi?”, “Rezaletin daniskası” manşetlerine yer vermişti. Fısıltı gazetesi ise “Din elden gidiyor.” başlıklarına yer vermişti. Artık kitle psikolojisi harekete geçmişti ve birler binleri doğurmuştu.


Cuma Namazısonrası kalabalık gittikçe artıyordu. Bu kalabalığın ilk hedefi bu etkinliğin gerçekleşmesini sağlayan Vali Ahmet Karabilgin’in şahsıydı. Sokaklarda Alevi ve Aziz Nesin karşıtı sloganlar atılmaya başlanmıştı. Kalabalık doğruca hükümet konağına doğru harekete geçmişti. Hükümet konağını taşlayarak “Vali istifa”, “Şeytan Aziz”, “Sivas laiklere mezar olacak” sloganları atılmıştır. Bu olaylardan sonra televizyonlara konuşan Vali, kalabalığın kendisini öldüreceğini sandığını ve o an intihar etmek istediğini belirtmiştir. Kalabalık öfkesini Validen çıkarttıktan sonra asıl hedefine doğru yola çıkmıştır. Gözü dönmüş kalabalığa yol boyunca yeni kişilerin de eklenmesiyle sayıları 3000 kişiyi bulmuştu.[1] Artık olayların yatıştırılmaları neredeyse imkansızdı. Kalabalık Kültür Merkezine vardığında içeride 1500 kişilik bir grup olacaklardan habersiz Arif Sağ konserini dinliyordu. Kalabalığın kültür merkezini taş yağmuruna tutması sonrası diğer grup da karşılık vermeye başlamış, olaylar iyice alevlenmişti. Emniyet olaylara müdahale etmeyerek adeta seyirci kalmıştı. Refah partili Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu bu sırada olayları yatıştırmak için şöyle bir konuşma yapmıştı: “Müslüman kardeşlerim tepkinizi verdiniz, Allah rızası için dağılın.”. Daha sonra Temel Karamollaoğlu’nun “Gazanız mübarek olsun.” söyleminde bulunduğu iddia edilse de gerçekliği ispatlanmamıştır. Kalabalığın gözünü o kadar nefret bürümüştü ki Anadolu halk

[1](Birand, Mehmed Ali, 2012, s. https://vcdn.ensonhaber.com//flv/flvideo/v/495/49534.mp4)

kültürünün yaşayan mirası Pir Sultan Abdal’ın heykelini devirmişlerdi. Heykeli sürükleyerek yeni hedefe, Madımak Otelinde oldukları tespit edilen katılımcılara doğru harekete geçilmişti. Sayıları artık meydanlara sığmayacak kadar çoktu.

Artık korkulan olmuştu, kalabalık Madımak Oteline varmıştı. Artık Aziz Nesin ve diğer konukların tek kurtuluş çaresi kolluğun alacağı önlemlerdi. Kalabalık otele taşlarla ciddi biçimde saldırmıştı. Polis engel olmak yerine yine seyirci kalmayı tercih etmişti. Bu esnada Aziz Nesin, dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yü arayarak yardım talep etmişti. Cevap ise kimsenin meraklanmaması, kesin müdahalenin yapılacağı yönündeydi. Bir süre sonra hükümet bölgeye, kalabalığa oranla çok az sayıda bulunan kitleye müdahale için asker görevlendirmişti. Kitle bu askerlere de tepki göstererek: “Asker Bosna’ya”, “Allahsıza asker siper olamaz” sloganlarını atmışlardı. Bu azgın yığına bir iyilik de askerden gelmişti. Askerler bu kişilerin ricalarını kırmayarak(!) geri çekilme kararı vermişlerdi. Artık gözü dönmüş binler ve otelde kalan katılımcalar baş başa kalmışlardı. Olaydan yıllar sonra, olay günü Madımakta görevli olan Figan Çiçek adlı bir asker itiraflarda bulundu. Söylediklerine göre görevli askerlerin silahlarında mermi yoktu ve müdahale için yeterli ekipmanları bulunmamaktaydı. Askerler içinde de Aziz Nesine nefret duyulduğu için müdahale isteği içlerinde bulunmamaktaydı. Askerin bölgeden ayrıldığını gören halk bu sefer “En büyük asker bizim asker.” sloganlarıyla askerleri tebrik etmeye başlamıştı. Artık önlerinde bir engel kalmamıştı. “Yak yak” sloganları eşliğinde Madımak Oteli, önündeki araçlar Pir Sultan Abdal heykeliyle birlikte ateşe verilmişti. Otel yanarken “Allahuekber” nidalarıyla tüm insanlığı yakmanın gururunu yaşıyorlardı.


İçeride mahsur kalan kişilerin önünde iki seçenek vardı, ya yanarak ölmek ya da aşağı inerek linç edilerek ölmek. Ancak ölüm tek sonuçtu. İçeride bulunan Aziz Nesin’in yanında yer alan yazar Lütfi Kaleli’nin olay sonrası ifadelerine göre: Aziz Nesin, Böyle ölmeyi hiç aklıma getirmemiştim.” ifadesini kullanmıştır. Aziz Nesin bir koltuğa uzanarak: “Korktuğumu düşünmesinler, ben yatağa uzanarak ölmek istiyorum.” ifadesini kullanmış ve yatakta ölümü beklemiştir. Olay sonrası gelen ambulans, Madımak Oteli’ne yanaşmaya çalışsa da kalabalık buna izin vermemiştir. Bir itfaiye aracı kalabalığı yararak otele yanaşmayı başarmıştır. Üst katlarda bulunan Aziz Nesin için itfaiye aracı merdiven yanaştırarak yanmaktan son anda kurtarmıştır. Aziz Nesin itfaiye erinin kendisine yardım edeceğini sanarken hiç beklenmedik bir şey gerçekleşmiştir. İtfaiye eri zaten yaralanan vicdanları daha da yaralayacak bir harekette bulunmuştur: Aziz Nesin’i tartaklamaya başlamış ve onu aşağıda bulunan gözü dönmüş kalabalığın önüne fırlatmıştır. Kalabalık Aziz Nesin’i linç etmeye başlamıştı. Aziz Nesin kafasına aldığı ağır darbeler sonucu kafasında ciddi yaralanmalar meydana gelmişti. Bir emniyet görevlisi Aziz Nesin’i kalabalığın elinden alarak ekip minübüsüne zor da olsa götürmeyi başarmış, daha doğrusu Aziz Nesin’i ölmekten kurtarmıştır.



İnsanların diri diri yanmasıyla eli kanlı katiller zafer kazanmışlardı. Öfkeleri artık dinmişti çünkü istedikleri olmuştu. Dumandan zehirlenerek ve yanarak 35 kişi ölmüş ve 65 kişi yaralanmıştı. Bundan daha önemli bir kaybımız vardı ki bu tarih boyunca kazanamayacağımız bir şeydi. İnsanlık olarak onurumuzu kaybetmiştik...



Peki bu vahşetin sorumluları hak ettikleri cezayı buldular mı:

Katliam sonucunda 190 kişi göz altına alındı ve bunlardan 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurma” suçlamasıyla dava açıldı. 26 Aralık 1994′te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15′er yıl, 3 sanık hakkında 10′ar yıl, 54 sanık hakkında 3′er yıl, 6 sanık hakkında 2′şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Daha sonra Yargıtay bu davayı esastan bozarak yargılamaya yeniden başladı. 1997 yılında açıklanan kararda 33 kişi için idam kararı verildi, 14 sanık için ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına yer verildi. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla 33 kişi hakkında verilen ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. Kamuoyu vicdanını rahatlatıcı cezalar olup olmaması Türk Milletinin takdirindedir.

Olayların engellenebilmesi için yeterli tedbir alındı mı: Bu konuda ciddi tartışmalar mevcuttur. Valiye göre, olaydan önce yardım istemesine rağmen gerekli destek verilmemiştir. Diğer bir iddiaya göre ise olaydan önce 11.00 sularında MİT, Aziz Nesin’e yönelik bir eylemin gerçekleşeceği bilgisini Valiliğe vermiştir. Bu kadar çelişkili bir durumun sebepleri hakkında kesin kanıya varmayı uygun bulmasam da yeterli tedbirin alınmadığı aşikardır.

Otelin şu anki durumu nedir? Otel 15 Mart 2012’de 7 milyon 691 bin 283 liraya kamulaştırılmış ve bilim ve kültür merkezi hizmetine tahsis edilmiştir.

Temel Karamollaoğlu’nun, “İçeridekiler pencereleri açmadıkları için dumandan boğularak öldüler” iddiası doğru mudur: Bu iddia kesin olarak yanlıştır. Dayanaktan yoksun ve kendi sorumluluğunu yerine getirmemenin vicdani rahatlamasıdır. Unutulmamalı ki oteli yakan kişi içeriye pencereden atlayarak girmiş ve yakmıştır. Bu durumda insanlardan pencereleri açması beklenemeyecektir. Kaldı ki insanlar linç edilme korkusuyla merdiven boşluklarına sığınmışlar ve linç edilmekle boğularak ölmek arasında kıyas yapamayacak durumdadırlar. Bu iddialar vicdani ve ahlaki dayanaklardan yoksundur. Bu sözlerin savunucuları vicdanı muhasebesini yapmamış, yapamamış kişilerdir.

Aziz Nesin olmasaydı katliam gerçekleşmeyecekti tezi doğru mudur? Belirtmek gerekir ki halkın Aziz Nesin’e duyduğu tepki bu olayların şiddetini artırmıştır. Ancak Pir Sultan Abdal Heykelinin yakılması, Alevi karşıtı sloganlar atılması gösteriyor ki sadece tepkiler Aziz Nesin’e değildi. Ortada açık şekilde Sünni-Alevi çatışması vardı.

Katliamın adeta azmettirici olan basın katliamdan sonra neler söyledi ? Hürriyet Gazetesi, “Sivas’ta Aziz Nesin isyanı” başlığına yer vermiştir. Sabah Gazetesi, “Alevi-Sünni çatışması yok” başlığını atarak yazı içeriğinde yapılan katliamı neredeyse halkın meşru bir tepkisi olarak yansıtmıştır. Türkiye Gazetesi “1400 yıl önce yazılan kuran geçersizdir diyen Aziz Nesin halkı galeyana getirdi.” başlığına yer vermiş ve katliamın sorumluluğunu Aziz Nesin’e atmıştır. Cumhuriyet Gazetesi ise “Sivasta katliam” manşetini atan nadir gazetelerden olmuştur.

SON OLARAK...

Cumhuriyet tarihimizin en kanlı katliamlarından olan“Sivas Katliamı” için çıkarmamız gereken birkaç ders olduğunu düşünüyorum. Öncelikle hala başaramadığımız: Farklı düşüncelere, inançlara, inançsızlıklara saygı göstermeyi millet olarak öğrenmemiz gerekir.

Yoksa büyük bir düşüncenin önder ismi Pir Sultan Abdal’ın fikirlerini anlamak yerine heykelini yakmayı tercih eden bu kitlenin amacına hizmet etmiş olacağız. Kamu hizmeti faaliyetinde bulunan kişileri siyasetten, belirli bir ideolojiye taraftarlık etme eğiliminden uzak tutmamız gerekmektedir. Müdahaleye gelen askerlerin Aziz Nesin nefreti taşıması, yardım etmek için orada var olan itfaiye erinin yardım etmek yerine Aziz Nesin’i linç ettirmek için kalabalığın önüne fırlatması bu isteklerimizi haklı çıkarıyor. Gazetelerin katliama etkisini düşünürsek halkı aydınlatmakla görevli olan medyanın da çıkarması gereken dersler olduğunu düşünüyorum. Öncelikle haber verilirken gerçeklikten uzaklaşmaması gerekmektedir. Halkı kin ve düşmanlığa sürükleyecek yazılardan kaçınmaları gerekmektedir. Eğitim konusunda çıkarmamız gereken çok ciddi dersler olduğu düşüncesindeyim. Atatürk’ün deyişiyle: “Cehalet, yenilmesi gereken en büyük düşmandır.” İnsanlar cahil kaldıkça kalabalık tarafından hükmedilmeye mahkum kalacaklardır. Kendi doğrusu-yanlışı olmayan insanlar bir kişinin doğru-yanlışına göre hareket ederler. Şiddet uygulayan kitlelerin güneşi her zaman cehalet olmuştur. Bu güneş her zaman doğmalıdır ki karanlıkta kalan şiddet aydınlığa erebilsin.

Ses Ver kulübü olarak ülkemiz adına büyük bir utanç vesilesi olan bu gibi katliamların bir daha tekrarlanmamasını diliyoruz ve katliamda yaşamını yitirenlere bir kez daha Allahtan rahmet diliyoruz...



Yorumlar


Yazı: Blog2 Post
bottom of page