SALDA GÖLÜNDE NELER YAŞANDI?/Ses Ver Topluluğu
- imusesver

- 27 Haz 2020
- 10 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Eyl 2020
1)SALDA GÖLÜNDE NE YAPILMAK İSTENİYOR?
Salda Gölü Burdur’un Yeşilova ilçesinde, ilçe merkezine 4 km uzaklıkta bulunan beyaz kumuyla “Türkiye’nin Maldivleri” olarak bilinen hafif tuzlu karstik bir göldür. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı olağan ziyaretler sonucu bölge halkının göl alanını bilinçsizce kullandığı, araçların göl kıyısına kadar ilerlediği, çevre kirliliğinin ciddi boyutlara ulaştığı gözlemlenmiştir. Ziyaretçilerin günlük ihtiyaçlarını karşılayabileceği alanların olmadığı yönünde gelen şikayetlerin de değerlendirilmesi sonucu ilk olarak araçların bölgeye girişini engellemek amacıyla ahşap bariyerler konulmuştur. Daha sonra 14.03.2019 sayılı 824 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla 295 km^2 alan özel koruma bölgesi ilan edilmiştir. Yürütülmek istenen proje ile Salda’nın doğal güzellikleri ziyaretçilerin yoğun kullanımı sonucu oluşabilecek zararlardan korunmak amaçlanmaktadır. Bu amaçla ilk olarak bölge çevre koruma bölgesi ilan edilmiştir.
2) SALDA GÖLÜ İÇİN PLANLANAN PROJEDE YAPILAŞMA İZNİ VAR MI ?
Bilindiği üzere salda gölü 30 yıl önce sit alanı ilan edilmesinden sonra şimdi 14 Mart 2019 tarihli 824 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. Çevrenin korunmasında alınan tedbirlerin işlevselliğini sağlayabilmek ve aynı zamanda çeşitli açılardan taşıdıkları özellikler nedeni ile normal tedbirlerden daha önemli tedbirlerin alınmasını sağlamak amacı ile bazı yerlerde özel çevre koruma rejimleri kabul edilmektedir. Özel çevre koruma bölgesi, ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları olarak tanımlanıyor. Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen bir alan aynı zamanda ‘sit alanı’ ise koruma amaçlı imar planı yürütülebilir. "Sit"; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır. "Koruma amaçlı imar plânı"; bu Kanun uyarınca belirlenen sit alanlarında, alanın etkileşim-geçiş sahasını da göz önünde bulundurarak, kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda korunması amacıyla yapılan planlardır. 2872 sayılı Çevre Kanununda belirtilen ‘koruma amaçlı imar planının yürütülebilmesi’ maddesi gereğince eğer bir koruma amacı varsa yapılaşma izni vardır. Bu yapılaşma izni çerçevesinde doğal çevre ve ekosistem ile uyumlu yapılara izin verilebilir. Aksi bir durum olması yani ‘betonlaşma’ faaliyetlerinin yürütülmesi bu kanunun ruhuna aykırı olacaktır. Çünkü her ne kadar imar planı yürütülebileceği kanundan anlaşılıyor olsa da imar planıyla gözetilecek amaç açıkça kanunda belirtilmiştir.
Bakanlığın betonlaşma iddialarına karşı açıklamaları "Burada da tamamen ahşaptan ve yüksek olmayan, doğal görüntüyü bozulmayacak küçük birimler halkımızın hizmetine sunulacak. Rekreasyon alanı olarak önerilmiş alanlarda yapılacak her türlü yapı, takılıp sökülebilir nitelikte olacak. Göl kenarındaki çirkin ve kirli görüntüler tamamen ortadan kalkmış olacak.
Tüm bu yapıların inşasında doğaya uyumlu ahşap malzemeler kullanılacağı, yapıların temelsiz olarak inşa edileceği söylendi. Doğaseverlerin betonlaşma olacağı yönündeki endişeleri konusunda bakanlık böyle bir betonlaşmaya hiçbir şekilde izin verilmeyeceği yönündedir.
Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Mehmet Ali Kahraman: "Plan ve proje kapsamında doğaya ait olma hissinin verilebilmesi amacından yola çıkılarak, mevcut yollar kullanılmadı. Alanın zeminine herhangi bir müdahalede bulunulmayacak. Saha dışında tek bir çivi bile çakmadan, monte edilerek alana getirilecek ahşap malzemeden üretilen yapılar, temelsiz ve sökülüp-takılabilir yapıda olacak. Bu yapılar gölden yaklaşık 350-400 metre mesafede, zemine zararlı olmayacak şekilde yerden yüksekte planlandı." diyerek buradaki yapıların doğaya zarar verilmeden yapılacağını belirtiyor.
Tüm bu açıklamaları incelediğimizde STK’lardan yapılan betonlaşma olacağı iddiaları bakanlık tarafından kesin bir şekilde reddedilmiştir. Çevre Kanunu uyarınca da gözetilecek amaç yönünden bu alanda betonlaşma yapılacak olması pek mümkün görünmemektedir.
3) BÖLGEYE YAPILACAK YAPILAR VE BUNLARIN NİTELİĞİ NEDİR, NEDEN ‘MİLLET BAHÇESİ’ ADI ALTINDA PROJE YÜRÜTÜLMEKTEDİR?
Bakanlığın açıklamaları incelendiğinde "Proje kapsamında halk plajı bölümünde 4 adet 17 metrekarelik büfe, 2 adet 27 metrekarelik kafe, 1 adet 135 metrekarelik restoran, 1 adet 63 metrekarelik yönetici-sağlık ünitesi, yöresel ürünlerin satılacağı toplam 140 metrekare olan çoklu alan oluşturulacak. Açık ve kapalı olmak üzere 3 grup satış yapısı, giyinme-soyunma, mescit, cankurtaran birimleri de projelendirildi. Toplamda yaklaşık 82 bin metrekarelik alanın sadece 1090 metrekaresinde kullanım alanı oluşturulmaktadır.
Beyaz Adalar bölümünde ise 1 adet 17 metrekarelik büfe, 2 adet 27 metrekarelik kafe, 1 adet 63 metrekarelik yönetici-sağlık ünitesi, yine vatandaşların yöresel ürünlerini satabileceği toplam 168 metrekare olan çoklu alan yapılacak. Açık ve kapalı olmak üzere 3 grup satış yapısı, giyinme-soyunma, mescit, cankurtaran birimleri de projelendirildi. Toplamda yaklaşık 27 bin metrekarelik alana 624 metrekare kullanım alanı oluşturulacak. Projenin son halini verirken halk plajı ve Beyaz Adalar bölümündeki yapıların konulacağı alanı yüzde 50 oranında azalttık"
"Burada da tamamen ahşaptan ve yüksek olmayan, doğal görüntüyü bozulmayacak küçük birimler halkımızın hizmetine sunulacak. Rekreasyon alanı olarak önerilmiş alanlarda yapılacak her türlü yapı, takılıp sökülebilir nitelikte olacak. Göl kenarındaki çirkin ve kirli görüntüler tamamen ortadan kalkmış olacak.
Tüm bu yapıların inşasında doğaya uyumlu ahşap malzemeler kullanılacağı, yapıların temelsiz olarak inşa edileceği söylendi. Doğaseverlerin betonlaşma olacağı yönündeki endişeleri konusunda bakanlık böyle bir betonlaşmaya hiçbir şekilde izin verilmeyeceği açıklamasını yaptı
Cumhurbaşkanlığınca kamuoyuna duyurulan 'İkinci Yüz Günlük İcraat Programında' 81 ilde millet bahçelerinin yaygınlaştırılması’ kapsamında Salda Gölü Millet Bahçesi projesine başlanmıştır.
4) PROJENİN EKOLOJİK DENGEYE ZARARI OLACAK MI ?
Projenin amacını iki yönlü ele aldığımızda artan ziyaretçi saysını ve çevre kirliliğini kontrol etmek amacıyla bakanlık bu faaliyetlere başlamıştır. Daha önceki görüntüleri incelediğimizde ziyaretçilerin alanı bilinçsizce kullanımı sebebiyle canlı popülasyonu zaten önemli derecede olumsuz etkilenmektedir. İnsan faaliyetlerinin azaltılması sayeside bu zarar minimum düzeye indirilebilir. Bu çalışmalara ilişkin tartışmalar, Salda Gölüne akın eden youtuberların buraların reklamını yapması ve bunun üzerine buraya yapılan ziyaretçi akınının fark edilmesi üzerine başladı. Büyük gelir kaynağı olan bu bölgelerde ziyaretçi sayısı arttıkça kirlilik de inanılmaz boyuta ulaştı. Geçen yıl 1 milyon 300 bin kişinin ziyaret ettiği Salda Gölü'nün önümüzdeki yıllarda da ziyaretçi akınına uğrayacağı beklenmektedir.
Salda Gölü çevresinde günübirlik alana yönelik planlama ihtiyacı, alanın ilk doğal sit ilan edilmesinden bu yana süre gelmektedir. Bakanlıkça bu dünya harikası gölün korunması ve bu değerin gelecek nesiller aktarılmasının sağlanması amacıyla bölgenin tamamında biyoçeşitlilik araştırmalarına ve planlama çalışmalarına başlanmıştır. Bölgede yapılan “Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırmalar” sonucunda; 5898 hektar olan doğal sit alanı miktarı bu çalışmalar sonucunda daha korumacı bir yaklaşımla 8474 hektara çıkarılmıştır. Salda Özel Çevre Koruma Bölgesinde yapılacak Biyolojik Çeşitlilik Araştırma Proje sonuçları; “Çevre Düzeni Planları” ve Bölgenin “Yönetim Planına” altlık teşkil edecektir. Bakanlıkça Salda Gölü kıyısında ilk etapta yoğun kullanıma maruz kalan alana ilişkin planlama çalışmaları ile beraber, Yeşilova Halk Plajı ile Beyaz Adalar kısmına ilişkin proje çalışmaları yapılmıştır. Plan ve Proje kapsamında doğaya ait olma hissinin verilebilmesi amacından yola çıkılarak, mevcut yollar kullanılmış, zemine herhangi bir müdahalede bulunulmamış, ziyaretçilerin günübirlik ihtiyaçlarına hizmet edecek birimler temelsiz, sökülür takılır, doğa ile uyumlu ahşap malzemeden seçilmiş (gölden yaklaşık 350-400 m mesafede), zemine olacak zararları en aza indirgemek amacıyla yerden yüksekte planlanmıştır.
Bakanlık,valilik ve de Burdur Milletvekillerince projenin amacı zaten var olan kirliliği ve süregelen yok olmayı önlemek, bunun yerine ziyaretçilerin hem daha iyi ve kaliteli ziyaret imkanı tanımaktır. Yapılması planlanan projenin olası zararlarını sıfıra indirmek adına gerek projenin göle mesafesi gerekse yapı malzemeleri gerek çalışmada kullanılacak çiviye kadar önlem alındığını ifade etmişlerdir.
Salda Gölü doğal güzellikleri sebebiyle ilgi çekmektedir. Bu alanın turizme kapatılacak olması düşünülemez. Ülkeye gerek yurt içinden gerekse yurd dışından burayı ziyaret edecek turistlerin ekonomik getirisi azımsanamayacak boyuttadır. Devlet yetkilileri de göl ve çevresinin doğal yapısını koruyarak Salda Gölü’nden maksimum fayda elde etmeyi amaçlamaktadır.
5) PROJENİN İHALE SÜRECİNDEKİ İDDİA EDİLEN USULSÜZLÜKLER YAPILDI MI, ÇED RAPORU EKSİKLİĞİNİN PROJEYE ETKİSİ ?
STK’lar ve kamuoyu Salda Gölü Millet Bahçesi projesini çok sert eleştirdi. Yeşilova sakinleri Aysel Alp, Meral Türkoğlu, Osman Altınışık, Özdemir Korkmaz ve Gazi Osman Şakar tarafından 'yürütmenin durdurulması ve iptali' istemiyle Isparta İdare Mahkemesi'ne dava açıldı. İptal talebinin bir nedeni de alana ilişkin kentsel tasarım projeleri ve uygulama projeleri hazırlanmadan ihaleye çıkarılmıştır. Dava dilekçesinde de belirtilen husus aşağıdaki gibidir.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını koruma Kanunu 17.Madde a fıkrasında “ Bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanının etkileşim-geçiş sahası varsa 1/25.000 ölçekli plân kararları ve notları alanın sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce onaylanır.
a-2 fıkrasında; “ Koruma amaçlı imar planı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda üç yıl içinde koruma amaçlı imar planı hazırlatıp incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. Üç yıllık süre içinde zorunlu nedenlerle plan yapılamadığı takdirde koruma bölge kurulunca gerekçeli olarak bu süre uzatılabilir. Uzatılan süre içerisinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. Bu hükümlerden , Doğal Sit özelliği bulunan dava konusu alan için önce planlama sürecinin gerçekleşmesi ve kesinleşmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Üst ölçekli plan kararlarına aykırı olan alt ölçekli koruma amaçlı nazım ve uygulama imar planları daha askıdan inmeden ve planlar kesinleşmeden, alana yapılacak yapılara ilişkin kentsel tasarım ve mimari uygulama projeleri hazırlanmadan, ucu açık yapılaşma ihalesi ile alanın yapılaşmaya açılması hukuka aykırıdır.
Dava dilekçesi incelendiğinde iptal isteminin bir nedeni açıkça koruma plan ve projeleri kesinleşmeden ihaleye çıkılmış olmasıdır. Dava süreci şu şekilde ilerlemiştir;
“Dava başvurusu Isparta İdare Mahkemesine yapıldı, mahkemeden çıkan ara kararda 5 gün içinde ihaleye ilişkin belgeler bakanlıktan talep edildi . Isparta İdare Mahkemesi yetkisizlik kararıyla birlikte dava dosyasını Ankara 16. İdare Mahkemesine gönderdi.
Dosyayı incelemeye alan mahkeme, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ'den ihale onay belgesi düzenlendikten sonra yapılan işlemler ile ihale kararının hangi idari makam tarafından alındığı ve onaylandığına dair belgeleri istedi. Ankara 16'ncı İdare Mahkemesi, 25 Kasım günü, ihalenin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davanın oybirliğiyle reddine karar verdi. Kararda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Komisyonu'ndan alınan uygun görüş doğrultusunda hazırlanan koruma almaçlı imar planları ile Salda Gölü ve çevresinde yapılması öngörülen ve daha sonra proje sınırı genişletilen Millet Bahçesi düzenlemesine yönelik işlemlerin uygulamaya konulması amacıyla gerçekleştirilen ihale işlemi ve ihale onayında mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtildi.
Mahkeme yaptığı incelemeler ve aldığı görüşler doğrultusunda projeye yönelik herhengi bir mevzuata aykırılık görmemiştir.
STK’lar ve kamuoyunun ÇED alınması hususunda bir eksiklik olduğu iddiasını açıklamadan önce ÇED raoporundan ve hangi durumlarda alınmasının zorunlu olduğu konusunu açıklayacak olursak;
Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED), gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalardır. Her proje için ÇED raporu alınması zorunlu değildir.
• ÇED Yönetmeliği’nin Ek-1 listesinde yer alan projeler,
• “ÇED Gereklidir” kararı verilen projeler
• Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi Ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projeler için ÇED raporu hazırlanması zorunludur.
ÇED raporunun alınmadan ihalenin yapılmış olması bir sorun yaratmıyor çünkü raporun bir zorunluluğu yok. TABİAT VARLIKLARI VE DOĞAL SİT ALANLARI İLE ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGELERİNDE BULUNAN DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDAKİ YERLERİN İDARESİ HAKKINDA YÖNETMELİK madde 5, “Bu Yönetmelikte yazılı işleri yaptırmaya, ihale komisyonları kurmaya, ihale kararlarını onaylamaya ve sözleşme veya protokol imzalamaya İta Amiri yetkilidir. …” hükmüyle ihale kararı için İta Amirinin yetkisini yeterli buluyor.
ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BAŞKANLIĞI KURULMASINA DAİR KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME madde 19 ayrıca yapılar için herhangi bir çed raporu zorunluluğu öngörmemiştir.
İptal ve yürütmenin durdurulması talebini değerlendiren mahkeme “ ihale süreci dışında kalan "proje" ve "ÇED kararı" na yönelik iddialarının, bu davada incelenebilmesi olanağı bulunmamaktadır" kararı vermiştir.
Tüm bu bilgiler ışığında ihalede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aykırılıklar bulunduğu gerçektir. Kanunun 17. maddesinde daha önce sit alanı olan bir yerin koruma bölgesi ilan edilmesi halinde yapılacak işlemler açıkça belirtilmişitir. İhale sürecinde bu işlemlere uyulmamıştır. Mahkeme aldığı görüşlerde herhangi bir aykırılık tespşt edilmediği sonucuna varılmıştır. Mahkemenin dayanağı hususunda da bir veri elde edemedik.( Yoğun araştırmalarımıza rağmen bu uygun görüşü ve mahkemenin iptal kararını bulamadık)
Çok kısa olarak da ihalenin gizli yapıldığı iddialarına değinecek olursak bu iddialar da asılsızdır.
İptal talebini değerlendiren mahkeme kararında da görüldüğü üzere ihale istisna hükümler çerçevesinde ve açık ihale usulü ile gerçekleştirilen dava konusu ihale işleminde ve ihale onayında mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış. Bakanlığın sitesini de incelediğimizde ihale süreci katılan firmalar şeffaf bir şekilde gösterilmiştir.
6) Çıplak ayakla basılması dahi yasak olan alana iş makinaları neden girdi ?
Sosyal medyadan da gördüğümüz gibi beyaz kumların iş makinalarıyla taşınması konusunda kamuoyu çok sert tepki gösterdi. Bu tepkiler karşısında Bakan Murat Kurum “Salda Gölü ile ilgili olarak sosyal medyada yer alan görüntüleri asla kabul etmeyeceğini ifade etti, gerekli soruşturmayı başlattıklarını bildirdi. Bakan Kurum, Salda Gölü'nün geleceğe en doğal haliyle ulaşacağını, milletin müsterih olmasını istedi. Salda’yı koruyacak olan projenin kendisi kadar, uygulama usulünün de çevreci olması gerektiğini söyleyen Bakan Kurum, şunları kaydetti:
* Bu nedenle işçilerimizden peyzaj ekiplerimize kadar herkes çok daha dikkatli olacak. En küçük hoyratlığa dahi müsaade etmeyeceğiz. Yüklenici firmaya, projede yer almayan bir uygulama yaptığı için gerekli cezalar verilmiştir. Ayrıca, müşavir firma ve sorumlu personeller ile ilgili soruşturma başlatılmıştır. Sorumluluğu kesinleşen personeller görevlerinden uzaklaştırılmıştır.
* Paylaşılan olumsuz görüntüler, Salda Gölü’nü koruma eksenli projemizi kesinlikle yansıtmamaktadır. Bizim projemiz, bembeyaz kumsallarıyla, turkuaz rengiyle, Salda’yı gelecek nesillere en güzel şekilde koruyarak aktarma projesidir. İlk etapta; Salda’da plansız, çarpık yapılaşmaya, gölün bilinçsizce kullanımına son verdik. Gölün hemen kıyısına otomobil girişini yasakladık, gölü kamp ve karavan görüntülerinden kurtardık, biriken çöp yığınlarını ortadan kaldırdık.
* Bilim adamlarımızla birlikte çalışarak projemizde gölden 800 metre mesafede sökülür takılır, doğayla uyumlu ahşap malzeme kullanıyoruz. Bu yapıların dışında herhangi bir yapılaşmaya müsaade etmiyoruz. Bir gram çimento, bir gram asfalt dökülmeyecek, tek bir çivi dahi çakılmayacak. Doğa koruma hassasiyetimizi en üst düzeyde tutmak adına, Salda Gölü Proje Alanı'na 7 gün 24 saat esasına göre çalışan kamera sistemi kuracağız. Böylelikle dileyen vatandaşlarımız, istedikleri her an projemizi internet ortamında izleyebilecekler.”
Salda Gölü, sosyo-kültürel yaşam bütünlüğünü koruyabilmiş, peyzaj özellikleri, endemik ve nesli tehlike altındaki türlerin barınma, beslenme ve üreme gibi hayati gereksinimlerini karşılayabileceği uygun yaşama şartlarına sahiptir. Alan sulak alan olması nedeniyle de biyolojik çeşitliliğin yüksek olduğu bir alandır. Bu kapsamda, bölgede 61 familyaya ait 301 sucul ve karasal bitki türü ile bu türler içinde tehlike sınıfı ve edemizim açısından 20 tür bulunmaktadır. Tüm bu özelliklerinden ötürü Salda Gölü için yürütülen tüm faaliyetlerde ekolojik dengeye uygun hareket edilmesi gerekirdi. Burada şu husus tartışılabilir , herhangi bir tepki olmasaydı proje yine de iş makinaları ile mi yürütülecekti. Bir hatanın fark edilmesi için illa ki halktan tepki mi almak gerekirdi. Daha öncesinde neden denetimler yapılmadı. Bu gibi aksaklıkların yaşanmaması için devletin yükümlülüğü denetim faaliyetlerini düzenli ve sık yapmaktır. Aksi halde vatandaşların tepkisine maruz kalan devlete güven de azalacaktır. Yapacağı her faaliyet üstün kamu yararı niteliği taşısa dahi STK’lar ve kamuoyu tarafından çok şiddetli şekilde eleştirilecektir. Tüm bunların önüne geçebilmek için devletin aydınlatma görevini ve denetim faaliyetlerini düzenli bir şekilde yapması gerekmektedir.
SONUÇ
Projenin ilan edilmesinden sonra kamuoyunda çok fazla tepkiler oluşmuştur. Projeyi ve süreci incelediğimizde sosyal medyada gündeme gelen birçok iddia asılsızdır. Ancak devlet yetkilileri proje öncesi kamuoyunu aydınlatma yükümlülüğünü doğru yerine getirmemiştir. Projeye başlandıktan sonra da denetimleri düzgün biçimde yapmadığı için vatandaşından tepkiler almıştır. STK’lar ile işbirliği yapılmadan orada yaşayan halkın görüşü alınmadan böyle bir çalışma yürütülmeye başlanmıştır. Devlet her ne kadar faaliyetlerini hem ekonomik fayda hem de kamu yararı çerçevesi içinde yürütse de yapacağı faaliyetlerde kendi vatandaşının görüşlerini dikkate almalıdır.
Cumhurbaşkanlığınca kamuoyuna duyurulan 'İkinci Yüz Günlük İcraat Programında' 81 ilde millet bahçelerinin yaygınlaştırılması’ kapsamında Salda Gölü Millet Bahçesi projesine başlanmıştır. Zira Cumhurbaşkanınca duyurulan millet bahçesinin, kavram olarak kanuni bir dayanağı ve tanımı bulunmamaktadır. Öncelikli üstün kamu çıkarı gereği mutlak korunması gereken ve SİT alanı olan Salda Gölü gibi alanları millet bahçesi adı altında yapılaşmanın olması, kültürel ve tarihi kimliğe zarar verecek gelişmelere neden olacak nitelikte olabilir. Bakanlığın diğer bir açıklaması olan ziyaretçilerin günlük ihtiyacını karşılamaya yönelik yürüteceği faaliyetler ziyaretçi sayısını daha da arttıracaktır. Bu nedenle insan faaliyetleri de hayli artacaktır. Alanın 7 24 kullanıma açık olacak olması da canlılara önemli ölçüde zarar verir niteliktedir.
Ancak ekolojik ve doğal güzellikleri sebebiyle Salda Gölü halihazırda yoğun bir ziyaretçi kitlesine sahiptir. İnsani faaliyetlerin kontrolsüzce yürütülmesi bölgede geri dönüşü olmayan tahribatlar yaratacaktır. Tüm bunlar gözetilerek devlet kontrolü altında bölgenin yeniden dizayn edilmesi doğal çevre için de olumlu sonuçlar doğurcaktır.
SESVER TOPLULUĞU OLARAK KANAATİMİZCE; bu faaliyetler yürütülebilir ancak ziyaretçi sayısı günlük belli bir sınırda tutulmalıdır. 7/24 alanın açık olması yerine günün belli saatlerinde ziyaretçi kabul edilmelidir. Bu sayede insan faaliyetleri kontrol altına alınır ve böylece canlı popülasyonu da ez az seviyede zarar görmüş olur. Devlet yetkilileri de kamuoyunu ve STK’ları proje öncesi ve proje aşamasında yeterince aydınlatmalıdır.
Eren Yıldızoğlu-Emre Koçdemir-Ayşe Yalçın





Yorumlar