Bilim ve Kader/Alperen Bayramoğlu
- imusesver

- 8 Eyl 2020
- 10 dakikada okunur
Bilim , günden güne ilerlettiğimiz ve keşiflerimizle açıklığa çıkardığımız , keşfettiklerimiz ve ürettiklerimiz ile insanoğlunu çok farklı bir yere taşımıştır. Bilim denilince akla fen bilimi gelir ancak bilim sadece bundan ibaret değildir. Doğa bilimleri , formel bilimler ve insan bilimleri[1] olmak üzere üçe ayrılan bilimi doğa bilimlerindeki fenni olan fizik , kimya ve biyoloji olarak algılıyoruz. Bilim deyince aklımıza laboratuvar , beherglas ve türevi olan kimyevi araçlar ile biyolojik materyaller gelmektedir. Hatta kimilerimizin de aklına teleskop , uydu görüntüleme , lansman gibi aygıtları ve astronomik çalışmaları olan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) gelmektedir.
Aslında bilim bu kadar dar çerçevede değildir ve biz de bilimin kollarını , her ilgili alanın çalışmalarını inceleyecek değiliz. Sözgelimi az önce de bahsetmiş olduğumuz fenni bilim ile bazı metafiziksel olarak inandığımız kavramların açıklanabilirliğini inceleyeceğiz. Bunu da incelemek için sadece bilimi kullanacak ve metafiziksel kuramlara ya da inanışlara girmeden zaten o inanışların bu ispattan ötürü olabileceğini söyleyeceğiz. Bizim için fizik ve astronomi burada önemli bilim dallarıdır.
Kader (Arapça: قدر, İngilizce: Destiny, fate; felsefedeki adıyla determinizm) , bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan ezeli takdir. Alın yazısı, Yazgı veya Mukadderat olarak da anılır. Kader kavramı birçok farklı din ve felsefi akımda önemli bir yer tutar.[2] Biz bu kavramın dini veya sosyopsikolojik olarak değerini değil bilimsel olarak nasıl olabileceğini anlamaya çalışacağız. Bunun için temel olarak fizikten bahsetmemiz gerekmektedir.
Fizik, madde ile enerji arasındaki etkileşimi inceleyen ve doğada gerçekleşen olaylarla ilgili mantıklı açıklamalar yapan uygulamalı bir bilim dalıdır.[3] Astronomi ise (gök bilimi ya da gökbilim), kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır.[4] Aslında bu iki bilim dalı da matematikten yararlanmaktadır. Matematik olmasaydı uzay-zaman kavramını anlamamız imkansızdır. Uzay adeta matematik ile dizayn edilmiştir. Her ne kadar bozulmalar ve düzenin bozulmasıyla kıyamet senaryosu eninde sonunda olacaksa da bunlar bile matematik ile olmaktadır. Binaenaleyh matematik , fizik ve astronomi ile iç içe olup uzaydaki her dengenin parolası olmakla bilimde kendine yer edinmiştir.
Öncelikle kaderi anlamamız için fizik hususunda bazı malumatları edinmemiz gerekmektedir. Aslında her şey ışıktan meydana gelmektedir. Yani ışık kaynağı olmayan bir nesneyi bile ışığı yansıtması sayesinde görürüz. Işık taşıyıcı olduğu gibi bazı meseleleri anlamamıza yardımcı olmaktadır. Söz konusu bu maddenin evrende nasıl yayıldığı hususunu derinden incelememize gerek yoktur. Ancak ışığın hızı bizim için önemlidir ki ışığın da bir mühleti , yani saniyede katettiği , belli bir sınırdaki hızı söz konusudur. Işık yaklaşık olarak saniyede 300.000 km hızla evrende durmadan ilerleyen , önüne bir nesne geldiği zaman varış açısı ile yansıma açısı aynı olmakla bu sefer yansıdığı yöne doğru ilerlemeye devam eden bir maddedir. Aslında ışığın yansıması ile nesne arasında her katettiği mesafe ile biz zaman kavramını ortaya çıkarıyoruz. Uzay-zaman kavramı ile bazen ışığın bükülmesi ile zamanın da değişebileceğini yani izafi bir hale bürünebildiğini zaten açıklayacağız. Burada şunu ifade
[1] Bilim hakkında bkz. : http://bilgioloji.com/pages/fen/bilim/temel/bilim-turleri-nelerdir/ [2] Kader hakkında bkz. : https://tr.wikipedia.org/wiki/Kader [3] Fizik hakkında bkz. : https://www.fizikbilimi.gen.tr/fizik-nedir/ [4] Astronomi hakkında bkz. : https://tr.wikipedia.org/wiki/Astronomi
etmeliyiz ki ışık taşıyıcı olmasıyla aslında gittiği her yere başlangıcından itibaren zamanı da götürmektedir , ilerletmektedir. Yani ışık demek zaman demektir. Mesela Dünya’da bulunan herhangi bir otomobile gelen ışık ondan yansıdığı andan itibaren zaman işlemeye ve o ışık uzayda ilerlediği müddetçe de zaman o otomobil için kendisini görecek başka bir kimse açısından ilerlemektedir. Herhalde bunu otomobil için değerlendirmemiz evren için çok cüzi düşündüğümüz anlamına gelmektedir. Daha iyi anlaşılması için şunu diyebiliriz ki evren oluştuğu andan yani büyük patlamadan itibaren büyümektedir ; ışık ile ilerlemekte , genişlemektedir. İşte büyük patlamadan itibaren aslında genel ve asıl zaman o patlamadan itibaren başlamış bulunmaktadır.

Işık kaynağı ve ışığın uzaya yayılması[5]
Işık konusuna daha detaylı girmeden evvel bazı kuramları ve teorileri incelememiz de meseleyi tam anlamıyla idrak için uygun düştüğünü söylememiz gerekir. Uzay-zaman kavramı az önce de bahsettiğimiz üzere ışığın kendisinin aslında zaman olduğu ve ilerledikçe zamanın da ilerlediğini söyleyebiliriz. Yani uzay-zaman aslında 3 boyutlu uzayın 4. boyutu olan zaman kavramını ortaya çıkarmıştır. Herhalde ışık uzay içerisinde yol katettiği için zaman da uzay içerisinde soyut bir kavram haline gelmiştir. Aslında zamanı durdurmak diye bir şey söz konusu değildir , siz ışığı yani evrenin büyümesini , hareketini durdurmayı ; evreni durdurmayı başarmışsanız , zaman o zaman durmuş olur. Bunun için de o hıza -ışık hızına- ulaşmanız gerekmektedir.Tıpkı fotoğraf gibi bir an olan o durma anında ne ışık ilerler ne evren hareket eder. Dolayısıyla o an , an olması hasebiyle zaman durmuştur diyebiliriz.
Fotoğraf makinelerinin çalışma prensibi de aslında böyledir. Hatta gözümüz de böyle çalışmaktadır. Zaten fotoğraf makinesi göze benzetilerek icat edilmiş bir cihazdır. Söz konusu cihazın çalışma prensibi kendi lensine düşen ışığı kırmasıyla , ışığı sensöre düşürüp görüntüyü elektronik ortamda düz hale getirmesi olayıdır. Ancak bu görüntü o andaki (enstantane) çektiğiniz görüntüdür. Süregelen bir hayat içerisinde o anı görüntülemeniz sizin aslında o ilerleyen zamanı teknolojik aygıt ile durdurmanız anlamına gelmektedir. Fakat gerçek hayat [5] https://www.webtekno.com/isik-yili-nedir-nasil-olculur-h70553.html
hala ilerlemektedir. Ara Güler’in de dediği gibi “Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun.”[6]Kısacası fotoğraf o anı kaydetme olayıdır. Video ise fotoğrafların birleşmesinden oluşmaktadır. Yani bir saniyede birkaç fotoğrafın aynı anda yan yana gelmesi ile oluşan görüntünün hareketli olmasına video denmektedir. Söz konusu video oluşması olayı FPS ile adlandırılmaktadır. Oyunların veya video/film sektörünün aşina olduğu bu kavramın açılımı 'Frame per second' , Türkçe karşılığı ise saniye başına düşen kare sayısıdır.[7] Demek oluyor ki aslında görüntülerimizin birleşmesi ile bir hayat ilerlettiğimiz kabul edilebilir. Aslında kare kare olan ve an ile anın birleşmesiyle birkaç saniyelik , belki bir hayat sürmemiz , o hayatımız anlarımızın birleşmesiyle oluşuyor diyebiliriz. İşte ışık da çıktığı o anın görüntüsünü taşımakta ve çıktığı andan itibaren o anın görüntüsünü zaman ile ilerletmektedir. Mesela bir anlığına donduğumuzu düşünelim ve oynat düğmesine basar basmaz bizden ayrılmış olan görüntülerimizin uzaya saçılması ile o başlangıç anından itibaren o görüntümüzün ve devamının yayılmaya başlaması ile zaman da başlamıştır. Buradan kasıt şudur ki aslında o görüntüyü ilk kim görecekse mesafesinden ötürü zamanın başlamasını göze almamız gerekmektedir. İşte bu sebeptendir ki başlangıçtan itibaren zamanın işlemesine değinmiş bulunmaktayız.
Kader kavramının teyiti için aslında zamanı ve zamanın herkes için farklı olabileceğini anlatmamız gerekmektedir. Zamanın farklılığını kısaca açıklarsak meselenin genel itibariyle daha iyi anlaşılacağını düşünmekteyiz. Zamanın izafiliğine değinecek olursak bu mesele aslında toplum içerisinde de yaşadığımız yadsınamaz bir durumdur . Mesela otobüs yolculuğunu seven biri ile sevmeyen biri aynı yolculuğu yaparken seven için yolculuk kısa sürmüşse de sevmeyen kimse için çileli ve uzun bir zaman geçmiş gibi gelmektedir. Aslında bu da zamanın izafi olduğunu gösterse de bizim bahsedeceğimiz izafiyet bundan ibaret değildir. Basit olarak anlaşılması için benzer örneği veren Einstein sevdiği kimsenin yanında bir saat geçirenin sanki bir dakika geçirmiş gibi , sıcak bir fırında parmağı bir dakika kalanın ise sanki bir saat geçirmişçesine bir hissiyata bürünmesi olarak açıklamıştır. Şöyle ki aslında bu durum hayatımızda hep var olmasının yanında bizim yaptıklarımızla zamanın izafiliğini büyük farklarla sağlayamadığımızı söyleyebiliriz. Bu meselenin idrakı için öncelikle Newton’ın çalışmalarına kısaca bakmamız gerekmektedir.
Newton’a göre her kütleli cisim, bir diğer kütleli cisme kütle çekimi denilen bir kuvvetle çekilmektedir. Örneğin; dünya ile her birimizin arasında bir kütle çekimi mevcuttur, ayaklarımızın zemine basmasını sağlayan da budur. Güneş ve dünya arasında da kütle çekimi vardır; Dünya’yı Güneş’in etrafındaki yörüngesinde tutan bu çekim kuvvetidir. Einstein’ın karşı çıktığı noktalar bunlar değildi elbette; asıl sıkıntı kütle çekiminin hızıydı.
Newton, kütle çekiminin anında etki gösterdiğini düşünüyordu. Bunun anlamı, Dünya’nın , Güneş’in kütle çekimini herhangi bir gecikme olmaksızın hissettiğiydi. Bu bağlamda, güneş tam şu anda yok olacak olsa, Dünya’nın da, Güneş’in kütle çekim yokluğunu aynı anda hissetmesi ve yörüngesini kaybederek uzayın derinliklerine doğru kaymaya başlaması gerekiyordu.
Güneş ve dünya arasındaki mesafeyi hiç zaman kaybetmeksizin kat edecek bir etkinin, yani Güneş’in kütle çekiminin sonsuz hızda yol alması gerekir. Anında bir başka yerde olmak ve sonsuz hız eşdeğer şeylerdir. Fakat Einstein, kütle çekimi de dâhil hiç bir şeyin ışıktan daha hızlı olamayacağını keşfetmişti. Işığın, güneş ve dünya arasındaki mesafeyi
[6] Zahit Atam’ın Ara Güler hakkında yazmış olduğu köşe yazısı için bkz. :
https://www.birgun.net/haber/fotograflariyla-tarihi-zapt-etti-234103
[7] FPS hakkında bkz. : https://www.mediaclick.com.tr/tr/blog/fps-nedir
alması 8 dk. sürdüğünden, eğer ki güneş birdenbire yok olsaydı, Dünya’nın yörüngesinden çıkıp diğer yıldızlara kaymasından önce en azından8 dakikadan biraz daha uzunbir süre geçmesi gerekirdi.[8] Buradan çıkan sonuç şudur ki Newton’a göre kütlesi fazla olan cisim diğer az olanı etkisine alarak kütle çekimi ile kendisine çeker , arada bir kütle çekim bağı oluşur. Ancak Einstein bunun tam olarak böyle olmadığını , kütlenin büyüklükle değil cismin yoğunluğuyla alakalı olduğunu ve uzayın da aslında 3 boyutlu bir kumaş gibi olması hasebiyle yoğunluğu fazla olan cisimlerin uzayı daha çok bükmesi , yani kumaşı daha derine gömmesi ile etrafında yoğunluğu daha az cisimlerin , aslında o ağır cismin etrafında döndüklerinden değil , oluşmuş olan bükülme sonucu vadi gibi duran çukurun etkisi altında kalmalarıdır. Söz konusu kütle çekiminin en fazla karadeliklerin oluşturduğunu ve uzay-zaman tabanını en fazla bu cisimlerin büktüğünü de ifade eden Einstein ışığın dahi bu bükülmelerden kaçamayacak kadar kütle çekime maruz kaldığını ifade etmiş ve bugün bu teori geçerliliğini korur vaziyetini almıştır.

Einstein’a göre uzay-zamanın kütle çekimi fazla olan nesneler ile bir kumaş gibi düşünülünce bükülmesi ve çevresine etkisi.[9]
İşte bu hallerde ışık ve uzay-zaman bükülür ise zaman da bükülür ve zamanda izafiyet ortaya çıkar. Einstein’ın görelilik teorisi aslında burada ortaya çıkmıştır. Işık demek zaman demekse uzay-zamanın bükülmesi de işte bu ışığın bükülmesi sonucu zamanın da normal seyrinden saptığını ifade etmektedir. Einstein burada izafiyeti şöyle açıklamıştır. Nesneler hızlandıkça veya kütle çekimine daha fazla maruz kaldıkça zaman o nesne için yavaşlar. Ancak bu hız veya kütle çekimi ileri derece fazla olmalı ki gözle görülür bir farklılık meydana geldiği anlaşılabilsin. Mesela Bugatti otomobil ile 300km/h hız yapılması bunu anlamamız için yetersizdir veya Güneşe yaklaşıp daha çok kütle çekime maruz kalmamız yine bu meseleyi farketmemiz açısından yetersizdir. Çünkü hızdan kastolunan ışık hızına yakın bir hız ve kütle çekimi de karadelik kadar güçlü bir nesne veyahut karadelik olmalıdır.
[8] Newton ve Einstein’ın genel görelilik teorileri hakkında bkz. : https://seyler.eksisozluk.com/kutlecekim-kuvvetinin-bildigimiz-gibi-bir-sey-olmadiginin-saglam-bir-aciklamasi
[9]https://www.nkfu.com/kutlenin-cekiciligi-newtonin-kutlecekim-yasasi-ters-kare-ve-evrensel-yasa/
Hal böyleyken burada zamanın izafiliği devreye girmektedir. Bir kimse ışık hızına yakın bir hızda , yani ışık hızının %99’u hızında hareket ettiği zaman kendisi için zaman yavaşlayacaktır. Ancak onun dışındaki nesneleri bu bağlamaz. Nitekim diğer nesneler normal zamanlarında seyirlerini gerçekleştirmektedirler. Faraza bir anne uzayda 1 yıl ışık hızının %99’u hızında hareket edip dünyaya dönse kendisi bir yıl yaşlanmış hatta hiç değişmemiş gibi olsa da kendisinden yaşça küçük olan çocuğu anneden büyük , yaşlı hale gelmiş olabilir. Daha farklı örnek verecek olursak bir karadeliğe yaklaşan ikiz kardeşlerden biri daha sonrasında kardeşinin yanına döndüğünde diğer kardeşinin torunlarını görebilir ancak kendisi hala gittiğindeki yaş ve halindedir. İşte Einstein’ın aslında açıkladığı zamanda izafiyet budur.
Peki söz konusu ışık hızına ulaşsaydık ne olurdu dersek daha evvel de ifade ettiğimiz gibi ışık demek zaman demek ise ışık hızına ulaşan kimse için zaman durur. Bilakis dışardan bakıldığında o kimse de aslında bir nebze ışık olmuş gibi diyebiliriz. O kimse zamanla aynı hareket etmesinden dolayı zamanın durduğunu farketmeyecektir çünkü zaman onun için işlememiş , durmuştur. O kimsenin kolunda saat olsaydı o saatin yelkovan ve akrep çubukları durmuş , vücudundaki metabolik faaliyetler durmuş olurdu. Yani teorik olarak yaşlanmaz ve hayatını öyle sürdürürdü diyebiliriz. Herhalde hayatını sürdürmesi tartışılır. Çünkü bir insan eğer ki bir karadeliğin kütle çekimine maruz kalsaydı , o kimse burnunun önünden başlayıp arkasına kadar karadeliğe yaklaştıkçasıra moleküllerine ayrılırdı. Bu kadar güçlü bir çekime dayanamayan moleküller adeta ayrılıp insan olan kimse de ölürdü diyebiliriz.
Teorik olarak söylesek de uygulamada mümkün olmayan ışıktan daha hızlı gidilseydi bu sefer zaman geriye sarardı . Çünkü zaten ilerleyen ışık ve taşıdığı zamandan daha hızlı gidildiğinde , o ışığın çıktığı andan önceki anların zaman görüntülerine ulaşılır ve gerisingeriye gidilebilirdi. Herhalde zamanda geçmişe gitmek demek bedenen gitmek demek değil , olmuş bitmiş olan o eski görüntüyü sadece görmemiz olarak değerlendirmemiz gerekir.

Dünya ve Mars[10]
[10] https://mars.nasa.gov/resources/8338/the-look-of-a-young-mars/?site=msl
Bu kadar meseleyi açıklamamızın sebebi zamanın izafi olduğunu ve değişkenliğini açıklamamız içindir. En basitinden Dünya zamanı ile Mars zamanı bile bir değildir. Haliyle Dünya’da bir yıl 365 gün iken , Mars’ta Dünyadakinin 687 günüdür. Ancak bu kadar uygulama kısmını tatbik etmeden de zamanın izafiliğini tartışabiliriz. Herhalde ışık hızına yaklaşmak ya da kütle çekime maruz kalmak zamanda o kimseyi ayrı statüye soksa da , devasa büyüklükteki evren sayesinde ışığın da belli hızı olması hasebiyle zamanda izafiyet gene tartışılır hale gelmiştir.
Anların birleşimi ile yaşayıp hayatımızı idame ettiğimizi söylemiştik. İşte söz konusu o anı durdurup başlattığımız an uzaya saçılan görüntümüz herhalde çıktığı anki halimizle karşı tarafa ulaşmayabilir. Devasa büyüklükte evren sayesinde bu komplike ile zaman izafi hale gelmiştir. Işığın saniyede 300.000km hızla gitmesi yeterli hız anlamına gelmeyebilir. Bazen o kadar mesafeler söz konusu olabilir ki bu hızla bile bir ışık kaynağından başka bir yere görüntü onlarca , yüzlerce veya binlerce yılda ulaşabilir.
Işık yılı, zamanın değil uzaklığın ölçüsüdür. Bir ışık yılı, ışığın bir yıl boyunca uzayda aldığı mesafeyi belirtir. Bir ışık süzmesi, saniyede 300,000 kilometre, 1 yılda ise uzayda yaklaşık 9,5 trilyon kilometre mesafe kaydediyor.[11] Hatta öyleki milyon ışık yıllarından bahsediliyor ki bu da aslında evrenin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Biz evrenin neden büyük olduğunu ve başka yaşam formları var mıdır , o halde bu kadar büyük evren ne işe yaramaktadır sorularından ziyade görüntünün aktarımını inceleyeceğiz.
Bir görüntü çıktığı andan itibaren gideceği yere o anda gidemeyebilir. Söz konusu uzaklık fazla ise gideceği hızda ancak bir süre sonra o konuma ulaşacaktır. Mesela az öncede verdiğimiz örnekten yola çıkarsak Güneş’te bir kimsenin yaşadığını varsayarsak o kimsenin görüntüsü bize 8 dakikada ulaşacaktır. Hatta biz o kimsenin veyahut güneşin bize ulaştığı görüntüsünde aslında o anını değil 8 dakika önceki halini görmekteyiz.
Daha iyi anlaşılması adına mesafeyi büyütelim. Mesela 30 ışık yılı uzaklıktaki yaşam formunda bulunan 20 yaşındaki A kişisi , Dünya’daki 20 yaşında olan B kişisini merak etmiş ve -onu görebilecek teknolojisi elinde olduğunu varsayarsak- teleskopla onu izlemek istemiştir. A kişisi belkide B kişisi tam otomobilin anahtar kontağını çevirdiği sırada teleskopa bakmaya başlamıştır. Ancak A kişisi teleskopa baktığı sırada muhtemelen B’yi göremeyecektir. Bunun sebebi ise A’nın baktığı sırada Dünya’daki görüntünün 30 yıl önceki halini görmesidir. Çünkü ışık A bile doğmadan 10 yıl önce yola çıkmış , 30 ışık yılı mesafe olduğundan o görüntü 30 yıl sonrasında A’nın olduğu yaşam formuna ulaşmıştır. Dolayısıyla A , B’nin aynı anda yaptığı hareketini görememesi veyahut gördüğünü zannetmesi ile farklı tablolar ortaya çıkması zamanın iki kişi için izafi olduğunu göstermektedir. B’nin o sırada kontağı çevirdiğini A ancak 50 yaşındayken görebilir. Halbuki B belki de ölmüş olabilir veya o sırada başka bir işle ilgileniyor olabilir.
[11] Işık Yılı ve Işık Kavramı hakkında bkz. : https://www.webtekno.com/isik-yili-nedir-nasil-olculur-h70553.html

Hep ifade ettiğimiz gibi bizim gece gördüğümüz yıldızlar aslında o gördüğümüz anında olmayabilir. Bunu da aynı mantıkla açıklayacak olursak aslında bizden 1000 ışık yılı uzaklıktaki olan o yıldızın ışığı bize 1000 yılda ulaştığına göre demek ki o yıldıza baktığımızda aslında onun 1000 yıl önceki halini görüyoruz. Belki şuan o yıldız bir süpernova patlamasıyla yok olmuş olabilir , bir karadeliğe dönüşmüş olabilir , veya hala var olup yörüngesinde farklı bir yerde olabilir. Kısacası mesafe ne kadar fazla ise görüntünün ulaşması o kadar geç olacaktır.
Sonuç olarak kader ise aslında burada ortaya çıkmaktadır. Biz Dünya’dayken 30 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegende olan bir kimseyi görmek istesek ve az önceki örneğimizden yola çıkarak bugünki anda ne yaptığını 30 yıl sonra görmüş isek , o kimse de bizi görmek istese ve 30 yıl yaşlanacağımız takdirde bizim şu an ki halimizi görecekse ; demekki biz geleceğimizde iken bugünümüzü görüyorsa bugünden itibaren varolan bir geleceğimiz var ve biz an kesitleri ile anbean geleceğimize ilerlemekteyiz diyebiliriz. Dolayısıyla gelecek vardır, kader vardır.
Alperen Bayramoğlu



Yorumlar